2013-2014 futbol sezonu açılışı, Galatasaray - Fenerbahçe arasında oynanan Süper Kupa maçı ile açıldı. Maçtan önce, hükümete karşı bir protesto olmasın, bakanlarımız maçı rahatsa izleyebilsinler diye karşılaşmanın oynanacağı yer Kayseri olarak belirlendi. Kayseri, Rize, Konya gibi hükümete %80 destek veren şehirler dışında oynansa Gezi olayları sırasındaki dayanışma ve hükümete karşı tezahüratlar kesin olacaktı. Nitekim, bu maçtan önce Spor Bakanı Suat Kılıç, taraftarları alenen tehdit etmiş ve spor müsabakalarına siyaset karıştıranların sonuçlarına katlanması gerektiğini söylemişti. Hatta tam olarak söylediği şuydu: "Protesto eden, bedelini öder".
Spor müsabakalarına siyaset karıştırılmaması konusunda sayın Bakan ile hemfikirim. Sonuçta zaten fanatiklik sayesinde taraftarlar yeterince bölünmüş ve yeterince birbirine düşman olmuş durumda. İşin içine bir de siyasi ayrılık eklenirse bu sefer aynı takım taraftarları da aralarında ayrışacak ve aynı formalı taraftarların birbirine girmesi için sebep kalmayacak.
İyi peki de, spora siyaset karıştıranlar, futbolcular ve bizzat siyasilerin kendileri ise ne olacak? Onlar da siyasi olarak bir şeyleri protesto ediyorsa onlar da bedelini ödeyecek mi?
Hiç sanmıyorum.
Totaliter rejimlerde, sadece iktidarın izin verdiği olayları protesto etmek meşrudur. Hatta, bu protestolara katılanlar bir şekilde ödüllendirilir. Mesela, iktidarın sevmediği Gezi protestolarını attığı ırkçı twitlerle destekleye Rıza Kayaalp, Akdeniz Olimpiyatları'nda Türk Bayrağı'nı taşıma ödülünü aldı. İktidarın sevmediği ya da doğrudan iktidarı hedef alan protestolar ise kesin bir şekilde cezalandırılır ve ibret olması için bu cezadan herkes haberdar edilir. Bu konuda da Cenk Akyol'u örnek gösterebiliriz.
Spora, hatta mümkünse hiç bir konuya siyaset karıştırmayın. Kirli oyunları oynayacak yeriniz sadece Playstation olsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder